Günü ağardığı an başladı sanmak ahmaklıksa,
avuçlarından akan suyun yamaçlarında dolanmak
çaresiz hastalık…
Derin,soğuk benzini sıvazladıysa kerpiçlerin
Bir çamur ışık biriktirir içinde
Kubbesi kudurmuş bir söz
Minberi yakılmış bir kağıt,
Yazan okunmasın diye yakmıştır
Yazdıran yazgının sırrı bilinsin diye yazdırmış
Okuyana merak mezar olmuştur belki
Ne de olsa her merak kedinin başını yakmamıştır.
Yakılan her kağıtta gizlenen
bahrî bir kumdur dağılır yeryüzü sözleri arasına.
Tanrısal bir güfte olur ana duası,
Kaygısı miftah
Aşkı umutsuz bir illet.
Sormadılar oysa kolay mı diye?
Kolay olan ne var ki der annem,
Sınırı biz çizmedik ki kolay olsun.
Sınır kapıdan geçmez hiçbir zaman.
kaldırımların taşları kadar değeri olmayan şu ömrün
neresinde başladı muvazene ve sanrı.
Bıraktığım en derin nefesimdir yüzün
Kuralsız ve insiyatif kullanmadan kapıldığım.
Sınırı neresidir ömrün haritasında
Bulvarı ümit olan bu aşkın.
Kını zayiat vermiştir kesile kesile,
Oysa kesmez denileni kesmiş de,
heyulası kudret olan şu başı kesememiştir.
Kalaylanmış bir dimağın sanrıları çeliğe dönmüş
Yıkandığı kilde arınmıştır saç dipleri…
Söz kesildi,kın liğme liğme
Temmuz '12
bc
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder